Ben mutfak işlerinden pek anlamam okuyucu, boş umutlara kapılma! Yaptığım yemekleri en çok ben yerim, ailemin güzide bireyleri açlıklarını giderene kadar yer, ikinci porsiyona meyletmezler. Hamur işinden hele, hiç anlamam. Kek bile pişiremem. Bir iki aperatifi, yıllardır yapıyor olmaktan gelen alışkanlıkla doğru düzgün yapabilirim ancak. Zaten evdeki herkes çalıştığı için öğün kavramı yoktur bizim evde, ne akşam yemeğini birlikte yeriz ne kahvaltıyı. Kendi başımıza da öğünler üzere yaşamıyoruz maalesef, canımız ne zaman ne isterse onu yiyoruz. :(Bu girizgahın ardından, dün, akşam saatlerinde, kendimi öz irademle mutfağa kapatıp tüm cevvaliyetimi seferber ederek yemek işine sarılmış olmama eminim sen de şaşarsın sevgili okuyucu!
Amacım beşamel soslu (bak bak bak) fırında patates gibi bir şey yapmaktı. Lakin uzun süredir buzdolabında ikamet etmekte olan kabaklar ve kıymanın dramı gözlerimi yaşartınca aynı anda kabak yemeği de yapmaya karar verdim. Çok yorucu ve tuhaf bir şekilde tatmin edici bir deneyimdi. Maalesef sonuç bölümü gelişme kadar tatmin edici olmadı! Ama üzülme okuyucu, hiç sorun değil. Dün akşamki deneyimden (hem yemek pişirmek hem fotoğraf çekmek) öyle keyif aldım ki bunu sık sık yapacağımı hissediyorum. Böylece zaman içerisinde gelişip, bir gün Emine Beder'e rakip olmayı planlıyorum. Bu planım doğrultusunda kendime bir adet Emine Beder bonesi almak üzere mekanı terkediyorum. Esen kalın!

.jpg)
